Haçlı Seferleri

HAÇLI SEFERLERİ (1096-1291)

crusade history

1096-1291 yılları arasında Batı devletlerinin Papa’nın isteği ve çağrısı sonucunda Doğu’ya yaptıkları seferlerin tamamına “Haçlı Seferleri” denilir. Haçlı Seferleri hem İslam Tarihi hem Türk Tarihi hem de Dünya Tarihi’nde önemli bir yer ve öneme sahiptir. Haçlı Seferleri’nin kronolojik tarihini anlatmadan evvel ardında yatan sebepleri, neden “Haçlı” olarak adlandırıldığını anlamak gerekir.

Haçlılar Avrupalı Hristiyan Katolikler’den oluşturulmuş bir ordudur. Bu ordunun içinde hemen her milletten asker bulunmaktadır; Alman, İtalyan, Fransız ağırlıklı olan bu ordunun “Haçlılar” olarak adlandırılmış olmasının temel nedeni ise üniformalarının üzerinde Hristiyanlarca kutsal sayılan “haç” simgesinin bulunmasıdır. Papa’nın çağrısı üzerine Hristiyan Peygamberi Hz.İsa’nın hacını ele geçirmek için Doğu’ya sefere çıkan bu askeri gruplara 12.yy’dan itibaren “haç ile işaretlenmiş olan” anlamına gelen “crucesignati” adı verilmiştir.


Haçlı Seferleri’ne Giden Yol : Doğu ve Batı’da Siyasal, Ekonomik ve Sosyal Durum

Dünya Tarihi üzerinde bu kadar önemi olan Haçlı Seferleri’ni anlayabilmek için öncelikle o dönemde Doğu ve Batı’nın içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve siyasal konjonktüre değinmek gerekir.

Haçlı Seferleri’nin arifesinde Avrupa’nın en güçlü devleti olan Frank İmparatorluğu siyasi olarak parçalanmış, kralın otoritesi oldukça zayıflamış ve eyaletlerin kontrolü toprak lordlarının eline geçmişti. Bununla birlikte yıllarca savaşmak üzere tasarlanmış olan toplum, savaşsızlık döneminde saldırganlığından kurtulamamış, tam tersi saldırganlığı kendi içine dönmüş ve eyaletler daha da küçük parçalara ayrılmaya başlamıştı. Otorite boşluğunu fırsat bilen Şövalyeler kendi başlarına hareket ediyor ve çevreye korku salıyorlardı. 11.yy’ın ilk yarısında daha da artan bu şiddete kilisenin ilk tepkisi inananları barışa davet etmek olmuşsa da sonuç alınamamıştır. Eşzamanlı olarak Cluny merkezi reform hareketi başlatmıştı. Papa II.Urbanus, Cluny fikirlerini benimsemişti ve kilise dışında bağlantılar kurup bu fikirleri yaymaya çalışıyordu.

Reform hareketi Hristiyanlar arasında Kudüs sevgisini canlandırmış ve Kudüs’ü ele geçirme fikri yavaş yavaş bir tutkuya dönüşmeye başlamıştı. Halkın bu tutkusunun farkında olan Vaizler ise bu tutkuyu toplumda var olan şiddeti dönüştürmek ve dini bir davada kullanıp kiliseye faydalı kılabilmek için Hristiyan mesajları içeren ve İncil’de yer alan savaş ve kahramanlık mesajlarını yayıyorlardı.

Vaizlerin bu gayreti 11.yy’ın sonuna doğru şiddetin iyice azalmasını sağladı. Hem asiller hem de şövalyeler artık daha inançlıydı. Şiddetin ve bölünmenin son noktada olduğu Avrupa’da Kilise bu birikimi kendi lehine kullanmanın peşindeydi ve başarılı da oldu.

Doğu’da ise Büyük Selçuklu Devleti fetihlerin ardından Bizans İmparatorluğu sınırlarını zorlamaya başlamıştı ve Bizans için büyük bir tehlike arz etmekteydi. Sultan Alparslan’ın 1064 yılında Bizans’a ait olan Ani Kalesi’ni alması Batı’da endişeye sebep oldu. Hristiyanlığın, daha doğrusu Ortodoksların Doğu’daki en önemli kalesi konumunda olan Ani bölgesinin kaybı önemli bir kayıptı.

1071 yılında Bizans İmparatorluğu ve Selçuklu Devleti Malazgirt Meydan Savaşı’nda karşı karşıya geldi ve bu savaş Selçuklular’ın zaferiyle sonuçlandı. Bu zafer Türkler için Anadolu’nun kapılarını sonuna kadar açtı ve kısa bir zaman içinde Selçuklular Ege ve Marmara’ya kadar ulaştılar.

Bizans İmparatoru VII.Mihail 1074 yılında Papalık aracığı ile paralı asker talep etti. Malazgirt Savaşı’ndan sonra Anadolu’da hızla yayılan Türk egemenliğinden endişe duyan papalık Bizans İmparatoru’nun isteğine olumlu cevap vermiş olsa da yardım gelmedi. Batı’dan yardım alamayan Bizans Türkler’in ilerleyişini durduramadı ve Türkler İznik merkezli bir devlet kurdular. 1085 yılında Süleyman Şah’ın Antakya’yı alması Bizans ve Hristiyan dünyası açısından büyük bir yıkım oldu.

Aynı dönemde Bizans İmparatorluğu’nun varlığını tehdit eden sadece Türkler değildi. Norman reisi Robert Guiskard ve oğlu Bohemond 1081 yılında Balkanlar’da ilerlerken Bizans İmparatorluğu bu ilerlemeye karşı koymak zorunda kaldığından hem Doğu’da hem de Batı’da sıkışmış vaziyetteydi ve varlığı ciddi tehlike altındaydı. 1085 yılında Robert Guiskard, 1086 yılında da Süleyman Şah ölünce Bizans İmparatorluğu rahat bir nefes aldı.

Anadolu’daki Türk Birliği Süleyman Şah’ın ölümüyle bozuldu. Birliğin bozulması ise karışıklıklara yol açtı. Tam o sırada Büyük Selçuklu Sultanı Melik Şah da 1092’de ölünce Türk Dünyası iyice kaosa sürüklendi ve Bizans’ın Türkler’in içinde bulunduğu bu kaotik ortamdan faydalanmasını sağladı.

Haçlı Seferleri’nin Başlangıcı

7.yy’dan beri süregelen dogmatik anlaşmazlıklar nedeniyle bütün çabalara rağmen 1054 yılında Hristiyan Dünyası İstanbul Patrikliği ve Roma Kilisesi olarak ikiye ayrılmış ve birbirinden uzaklaşmıştı. Her iki kilise de kendisini Hristiyan Dünyası’nın tek temsilcisi olarak görmekteydi ve iki kilise arasında rekabet vardı. İstanbul Patrikliği’ne ev sahipliği yapan Bizans İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu zor durum Roma Katolik Kilisesi’nin Hristiyan Dünyası’nın tek temsilcisi olma sıfatını elde edebilmesi için önemli bir fırsat oldu. Bizans İmparatoru I.Alexios Komnenos papa II.Urbanus’tan Türk tehlikesini bertaraf etmek için yardım talebinde bulundu ve yazdığı mektupta zor durumda olduklarından, İmparatorluğu Türkler’e ve Peçenekler’e kaybetmektense Latin yönetimini tercih edeceklerinden bahsetti.

Bizans İmparatorluğu’nun askeri anlamdaki zayıflığı Roma Kilisesi’nin Hristiyan Dünyası’nın tek temsilcisi olma, Bizans’ın yerini alma ve İslâm’ın gücünü kırıp Türkler’i Anadolu’dan atma amacını gerçekleştirebilmesi için bulunmaz bir nimet olmuştu. Bu nedenle Papa II.Urbanus Bizans İmparatoru’nun teklifine sıcak bakıyordu. Ancak Papa’nın amacı, İmparatorun talep ettiği gibi paralı asker göndermek yerine düzensiz ancak yıllar süren kargaşa sebebiyle topraksız, aç ve durumu iyi olmayan köylüler ile işsiz askerlerden oluşan bir ordu göndermekti. Haçlı seferleri fikri de bu şekilde ortaya çıktı.

Haçlı Seferlerinin Nedenleri

Ä°lgili resimDünya Tarihi’ne damgasını vurmuş Haçlı Seferleri başlamadan önce Avrupa’da uzun yıllardır süregelen açlık, sefalet, kargaşa ve şiddet hüküm sürmekteydi. Şövalyeler başlarına buyruk hareket etmekte ve merkezi otorite sağlanamamaktaydı. Kilise’nin bir türlü kontrol altına alamadığı şiddet yanlısı savaşçı toplulukları Bizans İmparatoru’nun talebiyle Doğu’ya yönlendirmek hem Avrupa’nın içinde bulunduğu karmaşadan kurtulmasına, hem İstanbul Patrikliği’nin Roma Kilisesi’ne boyun eğmesine hem de Türkler’i ve dolayısıyla İslâm’ı Anadolu topraklarından atmaya yarayacaktı.

Zengin Doğu’yu feth etmek, toprak ve para sahibi olmak düşüncesi her ne kadar yeterince teşvik edici olsa da, kitleleri ortak bir savaşa sürükleyebilmek için Roma Kilisesi’nin daha büyük bir amaca ihtiyacı vardı ve Kilise dini motifleri kullanmaya karar verdi.

Haçlı Seferleri’nin Ardındaki Dini Nedenler

Haçlı Seferleri’nin temel dini nedeni kutsal toprakları yani Kudüs’ü kurtarmaktır. Doğu’ya yapılacak her seferin Hz.İsa aşkına bir Hac yolculuğu olacağı Kilise tarafından açıklanmıştır. Bu şekilde sefer aslında dini bir vecibe gibi gösterilmiştir. Diğer dini nedenler ise şöyledir;

  • Seferlere katılan kişilerin günahları affedilecektir
  • Doğu’daki Hristiyan kardeşlerin Türkler’in baskı ve zulmünden kurtarılması gereklidir ve bu çok şerefli bir vazifedir.
  • Doğu’daki Hristiyanlar Batı’daki kardeşlerinden yardım beklemektedir.
  • İspanya’da Müslüman Araplar’a karşı olan savaş gibi bu seferler de kutsaldır

Oysa Kudüs’ü kurtarmak Haçlı Seferleri’nin gerçek amacı değildir. Dönemin en önemli tarihi kaynaklarından Bar Hebraus’ta şöyle bir ifade geçer : Bu seferlerin yapılmasının sebebi Filistin’i ziyaret için gelen Hristiyanlar’ın, özellikle de Roma ve İtalya’dan gelenlerin kötü muameleye maruz kalmasıdır. Bu nedenle asker toplanmış ve sefere çıkılmıştı. Oysa Kudüs 638 yılında Hz.Ömer tarafından alındığından beri Batı’daki Hristiyanlar herhangi bir tepki göstermemişler ve müdahale etmemişlerdi. Eğer bu kötü muamele ve Kudüs’ün kurtarılması nedeni gerçek olsaydı çok daha önce bir müdahale gelebilirdi. İşte bu nedenler Haçlı Seferleri’nin temelinde yatan Kudüs’ü kurtarma düşüncesinin gerçek nedeni yansıtmadığı söylenebilir.

Aynı şekilde bu seferlerin Hac yolculuğu olduğu iddiası da doğru değildir. Çünkü Papa II.Urbanus sefere katılacak kişileri sağlıklı ve genç kişilerle ve eli silah tutan şövalyeler ile sınırlandırıyordu. Din adamlarının, güçten düşmüş olanların, hastaların, yaşlıların, kadınlar ve çocukların seferlere gitmesini engelliyordu. Halbuki Hac vazifesi bir dine inanan herkesin gerçekleştirmesi gereken bir görevdir. İşbu nedenle Haçlı Seferlerinin bir hac yolculuğu olduğu iddiası da gerçek değildir.

Bir başka gerekçe olarak Türkler’in fethettikleri yerlerdeki Hristiyan halkın zulüm ve baskı gördüğü gösterilmekteydi. Oysa tarihi kaynaklara bakıldığında Tükler’in hiçbir devlet yönetimi sırasında başka bir dine mensup halka hiçbir zaman zulüm ve baskı uygulamadığı görülebilir. Gerçeği yansıtmayan bu gerekçe de Haçlı Seferleri’nin nedeni değildir.

Haçlı Seferleri’nin temel ve gerçek nedenlerini saymamız gerekirse;

  • Doğu’nun zenginliklerini ele geçirmek
  • Roma Kilisesi’nin nüfuzunu arttırmak
  • Türkler’in Bizans İmparatorluğu’nu yıkmasını ve dolayısıyla Avrupa’nın içlerine ilerlemelerini engellemek
  • Kralların eski güçlerini kazanmasını sağlamak

 

Papa’nın Haçlı Seferleri İçin Çağrı Yapması ve Seferlerin Başlangıcı

27 Kasım 1095’te toplanan Clermont Konsili’nde halka ve din adamlarına hitap eden Papa II.Urbanus aşağıda metni verilen konuşmayı yaparak Hristiyanları Haçlı Seferleri’ne çağırdı.

“Do­ğu­dan ku­lak­la­rı­mı­za za­man za­man la­net­li bir ırk­la il­gi­li ka­ra ha­ber­ler gel­mek­te­dir. Kalp­le­ri­ni doğ­ru yo­la koy­ma­mış, ruh­la­rı Tan­rıy­la bü­tün­leş­me­miş olan bu ırk do­ğu­dan ge­le­rek ora­da­ki Hris­ti­yan top­rak­la­rı­na, ora­da ya­şa­yan kar­deş­le­ri­mi­zin üze­ri­ne yağ­ma, yan­gın ve ölüm il­le­ti­ni ge­tir­miş­tir. On­la­rın in­ti­ka­mı­nı kim ala­cak, ya­ra­la­rı­nı kim sa­ra­cak? El­bet­te siz­ler! Çün­kü bü­tün mil­let­ler ara­sın­da bu düş­man­la­rı­nı­zı sin­dir­mek için Tan­rı en çok si­zin ru­hu­nu­za ce­sa­ret ve vü­cu­du­nu­za kuv­vet ver­miş­tir. Yo­la çı­kın ar­tık, oya­lan­ma­yın, yo­la çı­kın!”. Bu­nun ya­nın­da pa­pa hal­ka in­ti­kam ve öç al­ma duy­gu­la­rı­nı aşı­lı­yor­du. Şöy­le de­vam et­ti; “Ba­ba­la­ra, oğul­la­ra, ye­ğen­le­re hi­tap edi­yo­rum. Eğer bi­ri­si si­zin ak­ra­ba­la­rı­nız­dan bi­ri­ni öl­dür­se ken­di ka­nı­nız­dan ola­nın in­ti­ka­mı­nı al­maz mıy­dı­nız? Öy­ley­se Efen­di­mi­zin (Hz. İsa) ve din kar­deş­le­ri­ni­zin in­ti­ka­mı­nı ön­ce­lik­le al­ma­lı­sı­nız.”

Papa’nın konuşmasından sonra sefer çağrısını duyurmak üzere kilise tarafından görevlendirilen vaizler Avrupa’nın her köşesine gönderildi. Hitabı güçlü vaizler arasında bulunan keşiş Pierre L’Ermite de bunlardan biriydi. Keşiş L’Ermite ateşli vaazları ile halkı oldukça etkilemiş ve Haçlı Seferleri için coşku yaratmayı başarmıştı. Çağrıya cevap veren kişiler Haçlı yemini ettiler ve orduya katılanlara üzerinde haç simgesi olan giysiler verildi. İşte Haçlı Seferleri böyle başladı.

Her ne kadar seferlerin başlangıç tarihi Papa II.Urbanus tarafından 15 Ağustos 1096 olarak belirlenmişse de keşiş Pierre L’Ermite’nin etrafında sefere katılmak için toplanmış olanlar sabırsızlanıyorlardı. Ve bu nedenle orduyla birlikte sefere katılacaklarını Papa’ya iletmiş olan soylular ve her kesimden asker ve köylü ile birlikte değil, daha öncesinde harekete geçtiler. Keşişin birlikleri 20 Mayıs’ta Köln’den harekete geçtiler. Çoğunluğu Fransızlar’dan oluşan ve sayıları 20.000 civarı olan bu birlikler düzensiz bir şekilde Doğu’ya ilerlerken geçtikleri toprakları yağmalıyor ve ihtiyaçlarını bu şekilde karşılıyorlardı. Bizans’a da tehdit oluşturan düzensiz ordu 1 Ağustos 1096 yılında Bizans İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’a ulaştı.

Keşişin önderliğindeki düzensiz ordunun İstanbul’a girişine izin verilmedi ve gelenler şehrin dışında kamp kurdular. Bizans İmparatoru bu düzensiz ordunun Türkler’i yenemeyeceğini anladığı için hemen savaşa girişmelerini engellemek istediyse de başarılı olamadı ve Keşiş Pierre L’Ermite’nin düzensiz ordusu 21 Ekim’de İznik’e hareket etti. Fakat burada Drakon Vadisi’nde Türkler tarafından pusuya düşürülerek dağılıp kaçan ordudan birçok kişi öldürüldü.

Birinci Haçlı Seferi (1096-1099)

crusade history ile ilgili görsel sonucu1096 yılında İstanbul’a gelmeye başlayan düzenli haçlı ordularının başında Güney İtalya’dan Robert Guiscard’ın oğlu olan Narman reisi Bohemund, Aşağı Lorraine Dükü Godefroi de Bouillon, Toulouse Kontu Raimond de Saint Gilles, F’landre Kontu Robert ve Champagne Kontu Etienne de Blois, Fransa kralının kardeşi Dük Hugues de Vermandois ve İngiltere kralının kardeşi Robert de la Normandie gibi birçok soylu ve şövalye vardı.

Gelen birlikler ve başlarında bulunan soyluların sadece Bizans’a yardım etmek için gelmiş olmayacağının bilincinde olan Bizans İmparatoru yine de bu birlikleri kullanarak Türk tehlikesini ortadan kaldırmanın ve kaybettiği toprakları geri almanın hesaplarını yapıyordu. Fakat yine de bütün birlikleri aynı anda İstanbul’da toplamak tehlikeli olacağından gelenleri hemen Anadolu’ya geçirerek olası bir Haçlı işgalinin önüne geçmeyi planlıyordu. Bu plan başlarda sonuç verse de daha sonra işleyeceğimiz gibi ilerleyen dönemlerde bu seferler Bizans’a da zarar verdi.

Tüm birlikler Anadolu’ya geçirildikten sonra harekete geçildi. Hedefte Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti İznik vardı. Düzenli ordular İznik’i kuşattı. O sırada devletin başında bulunan I.Kılıçarslan kaynaklarda sayıları 1 Milyon’u bulan bu düzenli ordunun İznik’i kuşattığı haberini alır almaz Malatya’dan harekete geçti. Yaşanan şiddetli savaşta Türkler muvaffak olamadılar ve geri çekildiler. İznik’in Haçlılar’ın eline geçeceği kesinleştikten sonra Sultan Kılıçarslan halka tercih serbestisi verdi ve halkın çoğunluğu Bizanslılar’ı tercih etti. Bizans İmparator’u Peçenekler’den oluşan 2000 kişilik bir orduya komuta eden Tadık’a şehri teslim almasını emretti ve en nihayetinde 26 Haziran 1097’de İznik resmi olarak Bizanslılar’ın eline geçti. Bizans İmparatoru Aleksios kendileri teslim olan Türkler’e zorbalık yapmadı ve fidye ödeyerek kurtulmalarına izin verdi. Hatta Sultan I.Kılıçarslan’ın eşi de esirler arasındaydı ve iade edildi.

325 yılında toplanan ekümenik konsey ile ünlü olan İznik şehri (Nicea), 22 yıl boyunca Selçuklular’ın başkenti olduktan sonra yeniden Bizans egemenliği altına girmiş oldu. Orhan Gazi’nin 1331 yılında fethedişine kadar İznik Bizans toprağı olarak kaldı. İznik’in yeniden Bizans toprağı olmasından sonra Selçuklu Sultanı’nın hazinelerini Bizans İmparatoru aldı. Haçlılar’ın zaferi ise Avrupa’da büyük yankı uyandırdı ve Haçlı ordusu İznik’i Bizans İmparatoru’na teslim ettikten sonra Anadolu’ya doğru harekete geçti.

Haçlılar Anadolu’nun içlerine doğru yol alırken Kılıçarslan da Anadolu’da kuvvetlerini topluyordu. Türk beylerinden Gümüş Tegin (Emir Danişment) ve Hasan bey (Kayseri-Kapadokya) Kılıçarslan’a destek verdiler ve Türk ordusu Haçlı ordusuna karşı harekete geçti. İki ordu Dorylaeum (bugünkü Eskişehir) önünde 1 Temmuz 1097’de karşılaştı. Türk ordusu sayıca üstün olan Haçlı ordusu karşısında çekilmek zorunda kaldı.

Düzenli orduya sahip ve sayıca üstün olan Haçlılar’ı meydan savaşları ile yenemeyeceğini anlayan Anadolu Selçuklu hükümdarı I.Kılıçarslan yöntem değiştirmeye karar verdi ve çete savaşı başlattı. Haçlı ordusunun geçeceği yolları, yiyecek ve içecek kaynaklarını tahrip ederek, bozarak ya da yok ederek düşman ordusunun sayısını azaltmayı hedefleri ve bu stratejiyi çok başarılı bir şekilde uyguladı. Haçlı ordusu savaşın arından Ereğli’de ayrılarak ordunun bir bölümü Kilikya’ya (Çukurova) doğru hareketlendi. Geri kalanlar ise Kayseri’ye devam etti. Kilikya’ya doğru ilerleyen Haçlı ordusu yollarının üzerindeki Tarsus, Adana ve Misis şehirlerini aldılar. Aşağı Lorraine Dükü Godefroi de Bouillon Doğu’da bağımsız bir devlet kurmak istediğinden Ermeniler ile mutabakat yaparak ordusuyla birlikte Urfa’ya yöneldi. Urfa’nın yöneticisi Ermeni Thoros’u tahtından ederek Haçlı ordusunun Antakya kuşatması esnasında 10 Mart 1098’de Urfa’da ilk Haçlı devletini kurdu.

Haçlılar’ın Antakya’yı Fethetmesi

Antakya sağlam surlar ile çevrilmişti ve Türkler kaleyi çok iyi savunuyorlardı. Cenovalılar’ın, İngiliz filosunun ve Kudüs Patriği’nin yardımına rağmen aylarca süren kuşatma sonuç vermedi. O sırada Büyük Selçuklu Devleti’nin hükümdarı olan Berkyaruk Musul Valisi Kürboğa idaresinde bir orduyu yardıma göndermişti ve Mayıs 1098’de duyulan bu haber ile Haçlılar’ı endişelendirdi.

Takviye olarak gelen Türk ordusu nedeniyle çıkan panikten sonra bazı Haçlılar ordudan kaçarak yurtlarına geri dönmeye başladılar. Kaçanlardan biri olan Champagne Kontu Etienne de Blois geri dönerken Bizans İmparatoru Aleksios ile karşılaşarak Antakya’nın alınamayacağını bildirdi. Bunun üzerine Bizans İmparatoru da İstanbul’a geri döndü. Bu sırada Narman reisi Bohemund Antakyalı bir Ermeni olan komutan Firuz ile şehrin teslim olması konusunda anlaştı ve Haçlı ordusundaki diğer komutanlara Bizans İmparatoru’nun Antakya’yı teslim almaya gelmemesi halinde şehri kim zapt ederse onun elinde kalmasını teklif etti. Bohemond aynı zamanda Bizans kuvvetlerine komuta eden Tatikos’u da şehrin alınamayacağına inandırıp geri göndermişti. 3 Haziran 1098’de Firuz’un ihaneti ile şehrin kapıları açıldı ve Bohemond adamlarını içeri sokarak Antakya’yı kale içi haricinde teslim aldı. Şehre giren Haçlılar halkı öldürdüler ve yiyecekleri yağmaladılar. Bu sırada Kürboğa’nın ordusu da şehri kuşattı. Kuşatma altındaki Haçlılar yiyecek bulamadıkları için büyük bir kıtlık başladı. Bu kıtlık sonucunda Haçlı ordusundaki bazı askerler ordudan kaçarak yurtlarına dönmeye çalıştılar.

Antakya’yı aldıktan sonra şehre kimin hakim olacağı konusunda anlaşmazlık yaşanan Haçlı komutanları 28 Haziran’da anlaşmaya vararak Kürboğa’nın ordusuna karşı birlikte savaştılar. Kürboğa ise ordusuna tam olarak hakim olamadığı için yanında savaşan beylerin bir kısmı kendi birliklerini alıp kuşatmadan çekildiler. Kürboğa da yalnız kalınca çekilmek mecburiyetinde kaldı. Kürboğa çekildikten sonra kale içi de fazla direnemedi ve teslim olmak zorunda kaldı. Böylece İznik’ten sonra Antakya da Türkler’in elinden kesin olarak çıktı.

Kudüs’ün Haçlılar Tarafından Alınması Ä°lgili resim

Daha önce ayrılarak yollarına devam eden Haçlılar birkaç hafta sonra Kudüs’e ulaşmayı başardı. 7 Haziran 1099 tarihinde Kudüs önünde ordugâh kurarak kuşatmaya başladılar. Ancak kuşatma için gerekli olan mühimmatları olmadığı için şiddetli saldırılara rağmen başarılı olamadılar. Kuşatma uzadıkça Haçlı ordusu zor duruma düşmeye başladı çünkü yiyecek ve su sıkıntısı başlamıştı. Cenova ve İngiliz gemileri 17 Haziran günü Yafa Limanı’na yanaşarak erzak ve mühimmat getirdiler. Yiyecek, su ve mühimmat takviyesinden sonra 13 Temmuz’da genel bir taarruz daha başladı. 2 gün süren çatışmalardan sonra Kudüs 15 Temmuz’da teslim oldu. Şehre giren Haçlı ordusu Kudüs’te yaşayan bütün Müslümanlar’ı kadın, erken, çocuk, genç, yaşlı demeden öldürdü ve Latin Krallığı kurdu.

I.Haçlı seferi Haçlılar’ın başta Antakya, Urfa, Kudüs, Trablus, Şam, Yafa ve Sur olmak üzere birçok yerde irili ufaklı kontluklar ve krallıklar kurmasıyla amacına ulaşmış oldu.

1101 Haçlı Seferleri

Kudüs’ün alındığı bilgisi Avrupa’ya ulaştığında Hristiyanlar arasında büyük bir sevinç ve heyecan yarattı. Ölen Papa II.Urbanus’un yerine II.Pascalis geçmiş ve aynı bir önceki Papa gibi o da haçlı seferlerini desteklemiş ve desteklemeye devam ediyordu. Kudüs’ün ele geçirilmesi kitleleri haçlılara katılmaya teşvik ediyordu. Ellerine geçirdikleri toprakları ve kurdukları küçük devletleri korumak isteyen haçlıların ise daha fazla insana ihtiyaçları vardır. Papa II.Pascalis aynı selefi gibi bir çağrı ile sefer duyurusu yaptı. İkinci çağrı da sonuç verdi ve soylular, şövalyeler ve düklerin komuta ettiği ordular Doğu’ya doğru harekete geçtiler.

Bu ikinci büyük dalga sefere 1101 Haçlı Seferleri diyoruz. 3 büyük Haçlı Ordusundan ilki Mart 1011’de İstanbul’a vardı. Bizans orduları yine İstanbul’a almadı ve gelen birlikleri birbiri ardına Anadolu yakasına geçirdi.

Toplam kişi sayısı en az bir önceki ordu kadar olan 3 büyük ordu Anadolu’da ilerlemeye başladı fakat bir önceki ordu gibi tek parça halinde değil birbirlerinin ardından geliyorlardı ve bu taktiksel bir hataydı. Aslında bu orduların görevi Anadolu’dan Suriye topraklarına inen yolları güvene almak ve Kudüs’e ilerlemekti. Ancak amaçlarından saparak Niksar ve Amasya üzerine yürümeye başladılar. Doğu’ya ilerleyerek Türkler’in elinde bulunan toprakları almak ve bu topraklar üzerinde kendi devletlerini kurmak istiyorlardı. Bu sırada I.Kılıçarslan büyük bir ordu toplamıştı.

Ankara yolu üzerinden Merzifon yakınlarındaki bir ovaya ulaşan Haçlılar burada Türk Ordusu’nun saldırısıyla karşılaştı. Türk Ordusu sayıca kendisinden çok üstün olan Haçlı ordusu ile gece yarısına kadar savaştı ve Haçlı komutanları savaş alanından kaçtı. Bu büyük yenilgiden sonra ilerlemekte olan diğer Haçlı ordusu da Ankara’ya ulaşmıştı fakat ilk ordunun kaybettiği savaştan habersizdiler. Konya’ya doğru yönelen orduya bu sefer de 13 Ağustos’ta saldıran Türk Ordusu büyük bir zafer daha kazandı. Bu sırada üçüncü ordu da Anadolu’ya girmişti. İlk Haçlı ordusunun yolundan giden üçüncü ordu yolda su ve yiyecek sıkıntısı çekiyordu. Ereğli’ye geldiklerinde ırmağa doğru yönelen orduya ani bir baskınla saldıran Türkler Haçlılar’ı ok yağmuruna tuttu. Yapılan savaşta Haçlılar büyük bir yenilgiye uğradı ve sağ kalanların çok azı Kudüs ve Antakya’ya ulaşabildi. Çok büyük bir askeri güç ile başlayan 1101 Haçlı seferi büyük bir yenilgiyle sonuçlandı.

İkinci Haçlı Seferi (1147-1148)

I.Haçlı Seferi’nin ardından Doğu’da birçok küçük devlet ve kontluk kurulmuştu. Haçlılar’ın önceliği ise bu devletleri ellerinde tutmaktı. Ancak yıllar içerisinde bölgede güçlenmekte olan Türkler endişe veriyordu. Musul-Halep Atabeyi Zengi 28 Kasım 1144’te Urfa’ya saldırarak 24 Aralık 1144’te Urfa’yı Haçlılar’ın elinden alarak ilk haçlı devletini yıkmış oldu.

50 yıl boyunca haçlı hakimiyetinde kalmış olan Urfa’nın kaybı, 1101 yılındaki büyük hezimet ile birlikte Avrupa’da kaybolmuş olan sefer heyecanını yeniden diriltti. Diğer haçlı devletlerinin de tehlikede olduğunu gören Papa III.Eugenius Doğu’da kurulmuş olan Haçlı devletlerine yardım için 1145’te yine bir sefer çağrısında bulundu ve kendinden önce aynı çağrıyı yapmış olan papaların dediklerini tekrarladı.

Pa­pa, Fran­sa kra­lı VII. Lo­u­is ile te­ma­sa geç­ti.1 Ara­lık 1145’te Fran­sa’da kra­lın ve asil­za­de­le­rin önün­de bir fer­man ya­yım­la­dı. Fer­man­da do­ğu­da­ki Hris­ti­yan­la­rın zor du­rum­da ol­du­ğun­dan bah­se­de­rek yar­dım et­me­le­ri ge­rek­ti­ği­ni söy­le­mek­tey­di. Ha­zır­lık­lar ta­mam­lan­dı ve yo­la çı­kıl­ma­ya baş­lan­dı. Bu haç­lı se­fe­rin­de ilk­ler­de ya­şa­nı­yor­du. Haç­lı se­fer­le­ri­ne ilk kez kral­lar ka­tı­lı­yor­du.

Fransa kralı VII.Louis ile irtibata geçen Papa 1 Aralık 1145’te Fransa’da kral ve soyluların önünde bir ferman verdi. Bu fermanda Doğu’daki Hristiyan din kardeşlerinin zor durumda olduklarından ve yardım etmeleri gerektiğinden bahsediliyordu. Hazırlıklar sonucunda bu defa kralların da katıldığı bir Haçlı Seferi düzenlendi.

Topraklarında Haçlılar’ı istemeyen Bizans İmparatoru Selçuklular ile Haçlılar’a karşı anlaşma yapmıştı ve bu nedenle ihanetle suçlanmıştı. Alman Kralı 1147’de büyük bir ordu ile yola çıktı ve 10 Eylül’de Istanbul’a ulaştı. Ordu Bizans İmparatoru’nun Gelibolu üzerinden Anadolu’ya geçme teklifine karşı İznik’e yöneldi.

 

26 Ekim 1147’de açıkla ve yol üzerinde Türk saldırıları ile yıpranmış olan Haçlı Ordusu Eskişehir yakınlarındaki Sarısu Irmağı civarında kamp kurduğu sırada I.Mesud komutasındaki Anadolu Selçuklu Ordusu saldırıya geçerek Haçlı ordusunu büyük bir yenilgiye uğrattı. Almanlar’ın ardından önce Istanbul’a daha sonra da Anadolu’ya geçen Fransız ordusu da aynı akıbete uğrayarak çok az sayıda askerle Kudüs’e varabildi. II.Haçlı seferi de böylece başarısızlığa uğramış oldu.

Üçüncü Haçlı Seferi (1189-1192)

En kudretli kralların katıldığı Üçüncü Haçlı Seferi aynı zamanada “Krallar Seferi” olarak da adlandırılır. II.Haçlı seferininin başarısızlığa uğramasında büyük rolü olan Zengi 1174’te öldükten sonra iktidar mücadelesi yaşandı ve bu mücadeleyi Selahaddin Eyyübi kazanarak Akka, Nablus, Taberiye, Yafa, Beyrut, Sayda, Gazza ve Askalan’ı tekrar fethetti. 1187 yılında Kudüs’e yönelen Eyyübi 20 Eylül’de Kudüs’ü kuşattı ve 2 Ekim 1187’de Kudüs’e girdi. Hıttin Savaşı ile Kudüs yeniden Müslümanlar’ın eline geçince III.Haçlı Seferi de başladı.

Bazı kaynaklara göre 200.000, bazı kaynaklara göre de 600.000 kişilik bir ordu ile sefere çıkan Alman İmparatoru Fri­ed­rich Bar­ba­ros­sa Anadolu’ya girdi. Haçlı ordularını topraklarında istemeyen Bizans İmparatoru Selahaddin Eyyübi ile anlaşmışsa da kalabalık orduya karşı duramadı. Kilikya bölgesine doğru harekete geçen ordu ile II.Kılıçarslan da savaşmaktan kaçınıp sadece askerleri rahatsız etmekle yetindi. Yol üzerinde aç ve susuz kalan ordu Silifke’ye doğru yola çıktıktan sonra İmparator Fri­ed­rich Bar­ba­ros­sa Silifke Çayı’nı geçerken boğuldu ve imparatorlarının boğulması üzerine ordu dağıldı. İngiliz ve Fransızlar kendi aralarında savaştıkları için yardıma gelememişlerdi. 1 sene sonra yardıma gelebilen İngiliz ve Fransızlar Anadolu toprakları tehlikeli olduğundan deniz yolu ile gelmeyi tercih ettiler. Fransız II.Philippe August ve İngiliz I.Richard (Aslan Yürekli) orduları sadece Akka’da başarı elde edebildiler ve Kudüs’ü geri alamadılar. Böylelikle III.Haçlı Seferi de başarısızlıkla sonuçlandı.

Dördüncü Haçlı Seferi (1202-1204)

1198 yılına geldiğimizde Papa III.İnnocentius olmuştu. Yeni Papa hırslıydı ve Papa II.Urbanus’un başlattığı Haçlı Seferleri’ni sürdürmek istiyordu. Önemli keşişlerine bu doğrultuda vaazlar verdirmeye başladı ve Avrupa’da Haçlı Seferleri hevesini yeniden uyandırmayı başardı. Komutan olarak seçilen Thibaut (Champahne Kontu) seferi önce Mısır üzerine düzenleyip Mısır’ı ele geçirdikten sonra Kudüs’e saldırılmasını kararlaştırmıştı.

Önceki seferlerdeki tavırlarından dolayı Bizans’a güvenmeyen Haçlılar Anadolu’ya geçmek yerine seferleri deniz yolunu tercih ettiler ve bu nedenle gemi tedariki konusunda Venedik’ten yardım istediler. Venedik ise Mısır ile ticari ilişkiler içinde olduğundan bu sefere destek vermek istemedi. Buna karşın Bizans üzerine sefer düzenlenmesini ve bu seferi desteklemeyi teklif etti. Haçlılar ise bu teklifi geri çevirdi.

Seferin komutanı Thibaut ölünce yerine geçen Boniface de Montferrat Venedik hakimi Enrico Dandolo ile anlaştı ve böylelikle seferin kontrolü Venedik’e geçti. Bu esnada Bizans’ta taht kavgaları yaşanıyordu ve tahttan indirilen eski imparator II.Isaakios Angelos’un oğlu Aleksios Haçlılar’a bir mesaj gönderdi. Eğer kendisi tahta çıkarsa Mısır Seferi için yiyecek ve para yardımı yapmak, Venedik’e olan borçları ödemek ve 100.000 kişilik bir Bizans kuvvetini Haçlılar’a desteğe göndermek konusunda söz veriyordu.

 

Haçlılar bu davet üzerine yola çıktılar ve 24 Haziran 1203’te İstanbul’a ulaştılar. Aleksios’u tahta çıkardılar ancak verilen sözler yerine getirilemediği için taht tekrar değişmek zorunda kaldı. Verilen sözler yerine getirilmediği için Haçlılar İstanbul’u işgal ettiler ve şehri ele geçirdikten sonra büyük bir katliam ve yağma yaptılar. İmparator, Patrik ve soylular kaçmış ve şehri terk etmişlerdi. 3 gün boyunca yağmalanan şehir bütün ihtişamını, zenginliğini ve sanat eserlerini kaybetti. Kütüphaneler, manastırlar, saraylar ve kiliseler yağmalandı. Paha biçilemez ikonalar ve kutsal emanetler çalındı. Kutsal Ayasofya’ya atları ile giren Haçlılar buradaki ipek halıları çaldılar, Aziz tasvirlerini tahrip ettiler. Kutsal Meryem Kilisesi de aynı şekilde zarar gördü.

Venedikliler Bizans İmparatorluğu’nun merkezindeki sanat eserlerinden alabildiklerini alıp kendi şehirlerine götürürken geride kalan Fransız ve Flamanlar ise yanlarına alabilecekleri eşyalar haricindeki her şeyi yıkıp döktüler. Haçlı askerleri soylu, kadın, yaşlı, çocuk demeden herkesi öldürüp tecavüz etti. Öyle büyük ve korkunç bir talan ve vahşet vardı ki yıllar sonra Fatih Sultan Mehmed’in Istanbul’u kuşatması sırasında Batı’dan yardım isteyen İmparator’a halkın “Latin külahı görmektense Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz” dediği rivayet edilir.

Haçlılar İstanbul’u yağmaladıktan sonra bir Latin Krallığı kurdular ancak bu krallığın da ömrü çok uzun olmadı.

Beşinci Haçlı Seferi (1217-1221)

Arka arkaya gelen yenilgilere rağmen Avrupa’da özellikle de din adamlarının sürekli halkı bu yönde kışkırtmasıyla haçlı ateşi dinmek bilmiyordu. Öyle ki çocuklar bile bundan etkilenip Doğu’ya doğru yola çıkıyorlardı. V.Haçlı Seferi başlamadan önce binlerce çocuk Doğu’ya gidebilmek için bindikleri gemilerde ya da yollarda ölmüştü. Buna rağmen Papa III.Innocentius yeni bir Haçlı seferi için uğraşıyordu. 1215 yılında Roma’da gerçekleştirilen Lateran Konsili sırasında sefere katılacak olan kişilere kilise tarafından çeşitli imtiyazlar ve günahlarına af vaat edildi. Ancak Papa V.Haçlı Seferi’nin başladığını göremeden öldü. Yerine geçen III.Honorius da diğerlerinden farklı düşünmüyordu ve Haçlı Seferini destekledi.

V.Haçlı Seferi’nin ilk grubunu Avusturya Dükü Leopold ve Macar Kralı Andreas’ın birlikleri oluşturuyordu. 1217 yılında bu ilk grup Akka’ya vardı. Fransızlar’ın oluşturduğu diğer ordu ise 1218 yılında Akka’ya ulaştı. Haçlılar Dimyat’ın alınması dışında hiçbir başarı elde edemeden 1221 yılında bölgeyi terk ettiler ve V.Haçlı Seferi de yine beklenen sonuca ulaşamamış oldu.

Altıncı Haçlı Seferi (1228-1229)

V.Haçlı Seferi’nden önce haçlı yemini ederek sefere katılacağını ilan eden fakat daha sonra ülkesindeki karışıklıklar nedeniyle sefre katılamayarak Papa’dan zaman isteyen Alman II.Frederich sefer katılmayı sürekli erteliyordu ve başarısızlıkla sonuçlanan V.Haçlı seferi sonunda Papa İmparatordan bir sonraki sefere katılmasını istedi. Amacından sapan ve başarısızlıkla sonuçlanan seferlerden sonra Papalık itibar kaybetmişti ve durum Papa’nın üzerinde baskı oluşturuyordu. Alman İmparatoru II.Frederich bu şartlar altında 15 Ağustos 1227’de sefere çıkacağını açıkladı. Tam bu esnada Papa öldü ve yerine IX.Gregorius Papa oldu.

II.Frederich 1227’de büyük bir ordu ile yola çıkmasına rağmen yolda hastalanarak İtalya’ya döndü. Bu durum Papalık tarafından kabul edilmedi ve Papa Frederich’ı aforoz etti. Aforoz’a rağmen 1228’de iyileşen imparator Doğu’ya gitmek üzere harekete geçti ve 21 Temmuz’da Kıbrıs’a vardı. Aforoz edildiği için pek hoş karşılanmıyordu ve destekleyeni yoktu.

Böyle bir durumla karşı karşıya olan imparator Kudüs’ün hükümranlığını elinde bulunduran el-Kâmil ile görüşmelere başladı ve savaşmadan Kudüs’ü teslim aldı. El Kâmil’in Kudüs’ü teslim etmesinin nedeni kendisinin de çok parlak bir durumda olmaması ve savaşmak istememesiydi. Alman İmparatoru da Kudüs’ü almış olmasına rağmen herhangi bir takdir görmedi.

VI.Haçlı Seferi her ne kadar sonucunda Kudüs alınmış dahi olsa, Kudüs’ün elde tutulmasının zorluğundan dolayı çok büyük bir başarı elde edilmemiştir. Kudüs şehrini surları yıkılmış ve tamamen savunmasız olarak bırakıp İtalya’ya geri dönen Alman İmparatoru dönüşünden bir yıl sonra Papa ile barışıp aforozdan kurtulmuş olsa da Kudüs’te elde ettiği diplomatik başarı pek itibar görmemiştir.

Yedinci Haçlı Seferi (1248-1252)

Filistin’den gelen Beyrut Psikoposu Papa’ya çıkarak yardım istedi. Doğu’da ayakta durmakta zorluk çektiklerini ve yardıma ihtiyaçlarını olduğunu söyledi. Bu sırada Fransa Kralı IX.Louis de bir Haçlı Seferi yapmak istiyordu. Papa kralın isteğini kabul ederek VII.Haçlı Seferi’ni onayladı. 1248 yılında Fransa Kralı denizyolu ile Mısır’a hareket etti. 4 Haziran günü Dimyat önlerine gelen Haçlı Ordusu saldırıya başladı ve Mısır Ordusu karşı koyamayınca Dimyat yeniden Haçlılar’ın eline geçti.

Haçlı ordusu Nil Nehri’nin taşma zamanından sonra harekete geçti ve savaş 8 Şubat 1250’de başladı. Mısır Ordusu Haçlılar’a gelen yardımları kesmeyi başararak saldırı üstünlüğünü ele geçirdi. Hastalanan Fransa Kralı’nın Mısırlılar tarafından ayartılan bir adamı orduyu kral adına teslim olmaya çağırdı ve Fransa Kralı da ordusuyla birlikte esir düştü. Fidye ödeyerek kurtulan Fransa Kralı ülkesine geri döndü ve VII.Haçlı Seferi de başarısızlık ile sonuçlandı.

Sekizinci ve Dokuzuncu Haçlı Seferleri (1270)

Bir önceki seferden başarısızlık ile dönen Fransa Kralı Louis yeniden sefere çıkmak istiyordu ancak kendi ülkesindeki sorunlar nedeniyle bu isteğini gerçekleştiremiyordu. Doğu’da da siyasi olarak durum çok iyi değildi ve yardım gerekiyordu. Kendi ülkesindeki sorunlara rağmen Fransa Kralı 1267 yılında yeniden sefer hazırlıkları yapmaya başladı. İstanbul’u Bizans’tan almak, Akdeniz’de tam hâkimiyet kurmak isteyen kralın kardeşi ise seferin Tunus üzerine yapılması konusunda abisini kandırdı. Fransız ordusu 1 Temmuz 1270’de yola çıkarak 18 Temmuz’da Kartaca’ya ulaştığında hava çok sıcaktı. Orduda salgın hastalıklar başladı ve binlerce asker henüz savaşa giremeden hastalanarak öldü. Fransa Kralı da geride kalan askerleri ile birlikte İtalya’ya döndü.

Doğu’daki Latin krallıklarının bekledikleri yardım yine ulaşamadı. Roma Kilisesi bu son Haçlı Seferi denemesinden sonra bir daha Haçlı ordusu toplayamadı. Doğu’da önceden kurulmuş olan Haçlı Devletleri Avrupa’dan yardım alamıyordu. Mısır Sultanı Baybars birçok Haçlı Devleti’ni ortadan kaldırmıştır.

Haçlı Seferlerinin Sonuçları

Orta Çağ’ın en önemli olaylarından biri olan Haçlı Seferinin sonuçları da oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Yaklaşık iki yüzyıllık bir sürede cereyan eden Haçlı Seferleri hem Doğu’da hem de Batı’da birçok yönde etkili oldu. Ancak şunu söylemeliyiz ki doğu artık, batıdan gelen her saldırıyı haçlı seferi olarak algılamış ve böyle kabul etmiştir. Aslında bu savaş geçmişten beri devam eden doğu ile batının savaşıdır. Farklı iki medeniyetin, kültürün, coğrafyanın savaşı…

Dini Sonuçları

Papaya ve kiliseye duyulan güven azalmıştır. İlk seferlerde elde edilen başarılar Papalığın itibarını artırmışsa da daha sonrakilerin başarısızlığı ve bunları telafi etmek için yapılan yeni seferler ve bu seferler için sürekli, halktan vergi toplanması gibi sebepler Papalığa duyulan güveni azaltacak ve bu doğrultuda Avrupa’da yeni akımlar cereyan edecektir. Skolastik düşünce[24] zayıflamaya başlamıştır.

Kültürel Sonuçları

Kâğıt, matbaa, pusula, barut gibi buluşlar Avrupa’ya taşındı. Bu icatların Avrupa’ya taşınması orada birçok gelişmenin ve ilerlemenin öncüsü olacaktır. Avrupa yeni yiyecek ve içeceklerle tanışacak, farklı yaşam malzemelerinin hayatlarına girmesiyle yaşam tarzlarında değişiklikler yaşanacaktır. İslâm Kültür ve Medeniyeti batıya taşınmıştır. Doğu’nun ilmi batıya taşınacaktır.

Ekonomik Sonuçları

Akdeniz limanları canlanmıştır. Böylece İtalyan şehir devletleri gelişmeye başlamış, ayrıca bankacılık gelişmeye (İtalya’nın haçlılara borç vermesi) başlamıştır. Doğu-batı ticareti hız kazanmıştır. Bu şekilde batılı tüccarlar Uzak Doğu’ya kadar ticaret alanlarını genişletmişler ve bu konuda ilerleme kaydetmişlerdir.

Siyasi Ve Askeri Sonuçları

Feodalite rejimi zayıflamaya başlamıştır. Batı medeniyeti yükselmeye başlamıştır. İslâm Dünyası’nda Türkler’in prestiji artmıştır. Türkler’in batıya ilerleyişi bir süreliğine durmuştur. Bizans IV. Haçlı seferinden sonra yaşadığı yağma ve yıkım sebebiyle bir daha eski gücüne kavuşamamıştır. Sonuçlarını anlattığımız Haçlı Seferleri, dönemin Avrupa’sının ne durumda olduğunu ve yükselişinin nasıl yaşandığını göstermesi bakımından bilinmesi, araştırılması ve anlaşılması gereken ciddi bir konudur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir