Rönesans; İtalya’da Doğmuş, Fransız Adıyla Tanınmış. Peki Neden?

 

medici palazzo in florence ile ilgili görsel sonucu

 

Rönesansın İtalya’da doğup geliştiğini bilmeyen hemen hemen yoktur, oysa pek az yerde “Rönesans” kelimesinin kökeni üzerinde durulur. Peki gerçekten Avrupa tarihinin ve kültürünün bu önemli dönemini adlandırırken İtalyancası Rinascita yerine Fransızcası Renaissance neden tercih edilir?

Aslına bakılacak olursa, tuhaflık sadece adlandırmada değildir; rönesansın eğitim araçlarında, ansiklopedilerde ya da el kitaplarında rastlanılan basmakalıp tanımları ve konumlanış biçimi üzerinde de, bu yaygınlığa karşın, görüş birliği sağlanamamıştır: Dönemi derinlemesine incelemiş kültür ve sanat tarihçilerinin yorumları özde Rönesans konusundaki ortak kanılara yan çizmektedir.

Demek ki, her şeyden önce “Rönesans” kavramının etrafındaki sise ışık tutmakta yarar var. Ancak bir sonraki adımda dönemin tanımı yapılabilir ve Avrupa kültürünün bütünlüğü içindeki yeri üzerinde düşünülebilir. Rönesans çağı üzerine sayısız araştırma, sayısız alan çalışması yapılmıştır.

Rönesansın gelişimi ve modern çağa doğru uç vermiş yanları kadar öncesi, kısacası hazırlandığı zemin de can alıcı önem taşır. Bu açıdan bakıldığında, Baltrusaitis’in ortaçağ sanatı üzerine araştırmaları bir yanda, Malvezzi ve Daniel gibi Arap kültürünün VII. yüzyıldan başlayarak İtalya ve İspanya’da bıraktığı izler üzerinde çalışmış modern tarihçilerin ürünleri bir başka yanda apayrı değerler taşır. Kısacası, Rönesansı onun üzerinde kafa yormuş insanların düşünce ve yorumlarından soyarak, soyutlayarak değerlendirmek olanaksız olmasa bile güçtür.

Balzac, ortaçağı izleyen İtalyan resminden söz ederken Renaissance kelimesini kullanır. Bu kavramın kalıcılığı da Michelet ve Burckhardt’ın benimsemesiyle gerçekleşmiştir. Ne dönemin içinden yazmış olmasına karşın Vasari’nin Rinascita’sı, ne de büyük iz sürücü Dürer’in Wiedererwashung’u yankı bırakır.

Yine de asıl önemli nokta hangi terimin kalıcılık sağladığında değildir: Huizinga, ‘yeniden doğuş’ kavramının Rönesans çağını ifade ettiğini belirterek, Eski Yunan ve Roma uygarlıklarının ölçütlerine ve hizasına dönüş isteiğiyle dönemi tanımlama alışkanlığını sarsar: Yeni Ahit baştan uca Renasci, Regeneratio, nova vita, Renovari, Renovatio, Reformari türü kavramlarının eşliğinde “yeniden doğuş” teması işlenmiştir. Huizinga, “yenilenme” ve “yeniden düzenleme” gibi kilit kavramların, Fransisken keşişleri aracılığıyla XIII. yüzyıla mühür vurmalarının yanında, Vita Nuova’sıyla Dante’nin kutsal metinlere sırt verişine de dikkat çeker. Konrad Burdach’ın bir çalışmasından yola çıkarak, Panofsky de, klasik kavramının anahtar görevi gördüğünü vurgulamuştır.

Terimin kendisi ve kökeni konusunda rastlanılan bulanıklığın, içeriği konusundaki anlaşmazlıkların yanında ikincil önem taşıdığını hemen söylemek gerek. Panofsky, Petrarca’nın yaklaşımını çıkış noktası seçerek, Rönesans’ın içinde neyi görmek olasıdır, bunu sorgulamıştır: Yeniden kurmak, yeniden doğuş, canlandırma, onarım, diriliş ve benzeri kavramların arasında dolaşıp giderken yolu yitirmek an meselesidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir