İtalyan Rönesans Mimarisi

Avrupa’nın yeniden doğuşu 13. yüzyılda manastır ağırlıklı uygarlıktan şehir ağırlıklı uygarlığa geçişle başlar. Bu geçişin ilk örnekleri Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de görülür, Hümanizma akımının gelişmesiyle değişim İtalya’da yeni bir boyut kazanır; edebiyatta, resim, heykel ve mimaride Rönesans çağı açılır. Erken Rönesansın ilk büyük mimarları Floransalı Filippo Brunelleschi (1377-1446) ile Leone Battista Alberti (1404-1472) mimariye ortaçağın yapı kalfalarından farklı bir tutum farklı bir tutum ve davranışla yaklaşmışlar, mimariyi Tanrıya ulaşma yolunda kolektif bir uğraş biçiminde değil, mimarın kişiliğini yapıyla bütünleştirecek bir üslup yaratma çabası olarak görmüşlerdir. Bu amaca ulaşmak için Brunelleschi uzun yıllar Roma’da yaşayarak oradaki klasik yapıların rölövelerini çıkarmış, Romalı mimar De Architectura adlı eserinden esinlenen Alberti ise mimaride denge, uyum ve oran konularını işleyen De re Aedificatoria isimli kitabıyla Rönesans mimarisinin ilkelerini belirleyen ilk kuramcı olmuştur.

öksüzler hastanesi brunelleschi ile ilgili görsel sonucu

Rönesans üslubunda yapıldığı kabul edilen ilk eser, Brunelleschi’nin Floransa’ya döndükten sonra 1419-1424 yıllarında gerçekleştirdiği Öksüzler Hastanesi’dir. Klasik mimari öğelerin yeni yapılarda başarıyla uygulanabileceğini gösteren bu eseri, aynı mimarın San Lorenzo ve Santo Spirito gibi Latin haçı planlı bazilikaları ile Santa Croce’deki merkezi planlı Pazzi Şapeli izlemiştir. Onun geliştirdiği bu şemalar 15. yüzyıl sonlarına kadar Floransa’da Rönesans üslubunun prototipleri olarak değerlerini korumuştur. Rimini’de Mantua’da Urbino’da yükselen Rönesans yapılarında ise baş rolü Alberti oynamıştır.

Yeni mimari akımın Floransa dışına taşması Brunelleschi’nin 1446 yılında ölümünden sonra başlamış, etkileri önce Rimini, sonra Mantua’da görülmüştür. 15. yüzyıl ortalarında Alberti’yi Rimini’ye çağıran Sigismondo Malatesta, ona San Francesco Kilisesi’ni yenileme görevini vermiştir. Gerçi yenileme yarım kalmıştır ama San Franceso’nun tamamlanan Roma zafer takı biçimindeki cephesi Rönesans İtalya’sında Alberti’yi üne kavuşturmaya yetmiştir.

San Francesco Kilisesi’nin yapımı sırasında Rimini’deki yardımcısına Roma’dan gönderdiği bir mektupla yer alan şu cümle Alberti’nin mimarlık anlayışına ışık tutması bakımından önemlidir. Şöyle der Alberti: “Pilastırların boyut ve oranları hiçbir şekilde değişmesin. Değişirse, cephe düzenlemesinin çıkaracağı uyumsuz seslerin kulakları tırmalayacağını aklından çıkarma.”

San Frencesco Kilisesi Latin haçı planıydı. Alberti’nin Mantua’da 1460’da tamamladığı San Sebastiano ile temeli 1472’de atılan Sant’Andrea kiliseleri ise Latin haçı planlıydı merkezi plan türlerinin karışımından oluşuyordu. Her ikisi de alımlı klasik motifleriyle beğeni kazandı. Özellikle Sant’Andrea, bir Grek tapınağının üçgen alınlığıyla taçlanan zafer takı cephesiyle dikkati çekti.

Erken Rönesans döneminde dini yapıların ön sırada yer aldığına şüphe yoktur. Ancak sivil mimarinin onu yakından izlediği 15. yüzyıla tarihlenen pek çok sarayın varlığı ile anlaşılır. Üç katlı olan bu sarayların zemin katlarında işyeri karakterinde bürolar ve depolar, “piano nobile” denilen orta katlarında ev sahibinin yaşama hacimleri, üst katlarında hizmet personelinin odaları bulunur.

Erken Rönesans sarayının Floransa’da en güzel örnekleri Michelozzo Michelozzi’nin (1396-1472) Medici, Benedetto Maiano (1442-1497) Strozzi, Alberti’nin Rucellai saraylarıdır.

Alberti’nin hayatının büyük bölümünü Roma’da geçirdiğini biliyoruz. Oysa onun Roma’da bir eseri yoktur. Aslında Rönesans açısından Roma 15. yüzyıl sonlarına kadar önde gelen bir merkez de değildir. Donato Bramante’nin 16. yüzyıl başlarında verdiği eserlerle erken dönemi sona erdirerek klasik dönemin kapısını aralaması Rönesans mimarisinin gelişme merkezini Floransa’dan Roma’ya kaydırmıştır.

Yüksek Rönesansın en muhteşem eseri Vatikan’da yer alan San Pietro Katedrali’dir. Katolik dünyasının bu kutsal kilisesi, adını imparator Konstantin’in 4. yüzyılda yaptırdığı bazilikadan alır. Bu tarihi bazilikayı, Papa II. Julius, 1503 yılında yıktırıp yerine Rönesans üslubunda çağdaş bir katedral yapılmasını emretmiş, yeni katedralin yapımıyla Bramante görevlendirilmiştir.

12. yüzyılda Palazzo Senatore denilen belediye sarayı yapılıncaya kadar Roma’nın şehir merkezi yoktu. 1546 yılında Michelangelo’ya Palazzo Senatore’yi içine alan bir belediye sitesi kurma görevi verildi.

Antikitenin sivil mimari eserlerini Rönesansa uyarlamak, o dönemin tapınaklarını canlandırmaktan daha kolaydı şüphesiz. Bu nedenledir ki eski Roma’nın “insula” denilen toplu konutlarından Rönesans sarayını çıkarmak zor olmamıştı.

Kısacası, Rönesansı yalnız bir “yeniden doğuş” ya da “antikite”ye dönüş olarak açıklamak yetersiz kalır. Rönesans, en özlü tanımıyla, klasik kültürün Hıristiyan inancı ve hümanizma felsefesiyle arıtılarak yeniçağa uyarlanmasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir