Hammurabi Kanunları

Sizce insanların yerleşik hayata geçtikten sonraki toplumsal hayatları nasıl şekillendi? Ya da şöyle soralım, ilk uygarlıklar nasıl ve nerede ortaya çıktı? Tarih bilimciler, arkeologlar ve antropologların ilk uygarlıkların Afrika ve Asya’nın ortasında sayılabilecek kutsal hilal olarak da bilinen bölgede ortaya çıktığına dair ortak görüşleri mevcut.  Kısaca bahsettiğim yer hemen hemen herkesin en az bir kere duymuş olduğu Mezopotamya.  mesopotamia kutsal hilal ile ilgili görsel sonucu

Mezopotamya, Dicle ve Fırat nehirlerinin taşıdığı alüvyonlar sebebiyle en başından beri en bereketli topraklar ünvanını elinde bulundurmuştur. İnsanlar için ideal yerleşim bölgesi…

Bu topraklarda güçlü bir varoluş gösteren ilk uygarlıklardan olan Sümerler, M.Ö. 5000 yıllarında Orta Asya dağlarından göç eden beyaz bir ırktı. Sümerler, bu dönemde en büyük mücadelesini toprak anaya karşı verdi. Taşkın sulardan ve sellerden korunmak için evlerini yükseklere kurdular. Acılar da çektiler ama pes etmediler ve en sonunda sulara boyun eğdirmesini bildiler. Daha sonra da zaten topraklar ekime elverişli hale geldi ve buğday üretimine başlamış oldular. Tabii bu arada dini inançlarından da taviz vermeyen Sümerler, inançları gereği yükseklere alışkın tanrıları için dağların tepelerine yüksek kule formunda tapınaklar kuruyordu.

Günün birinde ovanın kuzeyine Sami ırkından insanlar gelip yerleştiler. Bunların Akdeniz sahillerinden geldikleri sanılıyordu. Yerleştikleri bölgeye Akad adı verildi. Ovanın kuzeyini ve güneyini paylaşan insanlar arasındaki çekişme ve savaşlar yıllarca devam etti. Oysa kurulan uygarlıklar arasında ciddi benzerlikler vardı. Toplumları içinde sınıf ayrımına verdikleri önem, ordudaki yapılanma, tapınak düzenleri, mahkemeleri ve cezaevleri birbirine çok benziyordu.

M.Ö. 2000 yıllarında bölge, yine Sami ırkından başka toplulukların istilasına uğradı ve birkaç yüzyıl sonra Babil şehrinde, tarihin en büyük hükümdarlarından biri olan Hammurabi yetişti. Hammurabi’nin en parlak devrinin M.Ö. 2285 ya da 1750 yılları olduğu sanılır. Hüküm sürdüğü dönemde hem kendi hem de Akad bölgesinde, hem de Sümerlerin bölgesi olan güneyde tam bir egemenlik kuran Hammurabi, ovanın diğer bütün şehir devletlerini de yönetimi altına aldı.

O zamandan günümüze erişebilen bütün belgeler, Hammurabi’yi över. Bölgeye düzen ve doğruluk getirdiğini anlatıp hükümdarın daima halkını düşündüğünü belirtirler. Belgeler arasında bulunan, Hammurabi’nin yazısıyla yazılmış mektuplarında da şöyle denmekte:

“Sümer ve Akad bölgelerinin dağınık insanlarını topladım. Birlik ve düzeni getirdim. Otlak ve sulama imkanları sağlayarak halkı refaha ve bolluğa kavuşturdum. Bölgede barış içinde yaşanan bir ortam yarattım.”

1901 yılında, İran’ın Sus şehrinde kazı yapan Fransız arkeolog grubu, çivi yazısıyla yazılmış bir sütun buldu. Sütunun üstünde Hammurabi’nin Güneş, yer ve gök Hak tanrısından kanunları alışını canlandıran kabartma bir resimle kanunların metinleri yer alıyordu. Kanunların başında şöyle bir de lanetleme vardı:

“Kim ki bu sütunda açıklanmış olan sözleri dinlemez, benim lanetlerimi küçük görür ve Tanrının lanetinden korkmaz, benim koyduğum kanunları kaldırır ve kelimeleri değiştirir ve kendi adına yer açmak için benim adımı silerse; büyük Tanrı, Tanrıların babası Anu, o kişinin tahtını, saltanatını yok etsin, asasını parçalasın ve sonunu getirsin.”

Ä°lgili resimKitabenin genelinde okunabilen toplam 282 kanun vardır. İlk bakışta, Hammurabi kanunlarında bir karışıklık göze çarpar. Kanunlarda adalet duygusu ile bağdaşmayan boşluklar vardır. Sözgelişi, soylu bir kişinin evinden ya da tapınaktan yapılan hırsızlık için ağır cezalar öngörülürken, halktan birinin başına gelecek böyle bir olayın cezasından söz edilmez.

  • Kaçak bir köleyi saklayıp evinde barındıran kişi, ölümü, onu yakalayıp sahibine geri veren kişi de ödülü hak eder.
  • Tembelliği yüzünden su yolunu onarmayıp komşusunun başına zarar açan, zararı ödemekle yükümlü tutulur.
  • Yangını fırsat bilip yağmacılığa kalkışan kişi, o yangının ateşinde öldürülür.
  • Meyhanelerde toplanarak, devletin güvenliğini yıkıcı planlar yapanları, dükkan sahibi ilgililere bildirip yakalatmazsa, kendisi idam edilir.
  • Alacaklısına borcunu ödemeyen adam -bir başka çaresi kalmamışsa- ya karısını ya da kızını veya oğlunu 3 yıl süre ile bu kişiye köle olarak verir, 3 yılın sonunda borç bitmiş sayılıp köle özgürlüğünü kazanıp evine geri döner.
  • Evli bir kadının kocasını başka bir erkekle aldatmasının cezası da, kadınla erkeğin birbirine bağlanarak ırmağa atılmasıdır. Ancak, koca karısını, kral da kadının sevgilisini bağışlarsa hayatları kurtarılabilirdi.
  • Babasına el kaldıranın eli kesilir, bir başkasının gözünü çıkaranın gözü çıkarılır.
  • Bir inşaatçının yaptığı ev, işçilik yüzünden yıkılır ve içindekilerin ölümüne sebep olursa, inşaatçı bunun cezasını canıyla öderdi.
  • Bir hekim, ameliyat sırasında hastasının ölümüne yol açarsa, başı fena dertte demektir. Çünkü, aynı hatayı tekrarlamaması gerekçesiyle eli kesilir.

Bazıları, Hammurabi’nin bu kanunların yaratıcısı olmayıp zamanına kadar gelmiş kuralların bir toplayıcısı olduğunu söylerler. Gerçekte bu böyle de olsa, yine de onun başarısının önemi azalmaz. Çünkü ihtiyacı görmüş ve bir sürü bölük pörçük düşünceleri bir araya toplamış, herkese kabul ettirmiştir. Hammurabi, kanunlarıyla dünyamızda hukuk anlayışının temelini atmış ve büyük bir kanun yapıcısı olarak tarihe geçmesini bilmiştir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir